Ara
  • Kuban Kural

Söyleşi | KAFFED başkan adayı Mutlu AKKAYA

Kafkas Dernekleri Federasyonu 24 Kasım'da seçime gidiyor. Alışılmışın aksine bu kez hem iki liste var hemde farklı söylemler ve projeler. Diasporanin kritik tartışma alanlarına da dokunan bu seçim surecine Mizage olarak iki söyleşi ile katkı sunmak istedik. Sürekli sorulanlarla birlikte, boşlukta kalanları, özel sohbetlerde yapılan eleştirilerle gündem edilmeyenleri sorduk muhataplarimiza. Başkan adayları Yıldız Şekerci ve Mutlu Akkaya ile yaptığımız söyleşilerin hem seçim sürecine katkı sunacağı hemde önemli tartışmaları beraberinde getireceği ümidiyle...

Kuban Kural: KAFFED Değişim Hareketi olarak KAFFED seçimlerine adaylığınızı açıkladınız. Yönetim Kurulu listeniz de büyük ölçüde netleşti. Yayınladığınız metinlere baktığımızda uzun bir hazırlık süreci yaşandığı izlenimi ediniyorum. Ne zaman, neden ve nasıl ortaya çıktı Kaffed’e aday olma fikri?


Mutlu Akkaya: Doğrudur uzun bir süreç geçirdik aslında. 2017 yılının başlarında ortaya çıktı bu fikir. “Nasıl ve neden ortaya çıktı”ya gelince… 2017 yılı öncesinde KAFFED’in içerisinde çalışan arkadaşlarımız, burada çalışmadan kastım şu;AÇD’nin yönetim kurulunda başkanlık yapmış ya da Samsun’da, İstanbul’da, Kayseri’de dernek yönetimlerinde yer almış kişilerin KAFFED’in işleyişindeki ve politikalarındaki sorunları görmesi ve bunları dert edinmesi sonucu ortaya çıkmış bir kadro hareketiyiz diyebiliriz kendimize.


K.K: Çıkış bildirinizde dikkat çeken bir eleştiri, KAFFED’in şeffaf olmaması yönündeydi. Neydi bu anlamda sizi rahatsız eden ve nasıl bir şeffaflık vaat ediyor KAFFED Değişim Hareketi?


M.A: Şeffaflık, ilkeli olmak ve demokratik bir yapı… Üç ana temele oturtuyoruz aslında biz perspektifimizi. Bunların başında şeffaflık geliyor. Doğrudur, geçmiş dönemlerde KAFFED’in genel kurullarında da sıklıkla eleştirdiğimiz bir konu bu. Çok basit bir örnek vereyim. Genel kurulda da birebir bunu söylemiştim. “Rusya Büyükelçiliği’nde 21 Mayıs’la alakalı görüş alışverişinde bulunuldu.” KAFFED’ in yayınladığı görüşme bilgisi bu şekilde, bir buçuk satırlık bir metin. Üstelik bunun detaylarıyla ilgili soru sormamıza rağmen maalesef doyurucu bir cevap da alamadık. Bu küçük bir örneği sadece, bir sürü örnek sayabilirim bu konuda. Yıldız Hanım’dan önceki başkan Yaşar Aslankaya’nın deport edilmesiyle alakalı örneğin. Benim Kayseri Dernek Başkanı olarak Başkanlar Kurulu’nda görev yaptığım dönemdi. Ben dahi deport olayını yaklaşık 1 ay sonra öğrendim. Biz öğrendikten sonra da kamuoyuna açıklanmaması gerektiğini savunanlar oldu. Biz o zaman da söyledik, bu elzem bir durum ve kamuoyuna gecikmeden açıklanması gerekir diye. Şeffaflık, kamuoyuyla hele ki kendi kitlenizle bilgi paylaşımı çok önemlidir sivil toplum örgütlerinde. Bu yüzden şeffaflık bizim için öncelikli bir konu.


K.K: Hak Temelli Mücadele diye bir bölümde var metninizde. Bunu biraz açmanızı istiyorum açıkçası. Tam olarak nedir Hak Temelli Mücadele?


M.A: Hak temelli mücadeleyi ikiye ayırmak lazım aslında. Biz bildiride de buna değiniyoruz. İlk olarak, özelde soykırıma ve sürgüne uğramış olan Kafkas halklarıyla ilgili doğal bir mücadele verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yani nedir bu mücadele? Hem Türkiye’de hem Rusya Federasyonu’nda hem genel anlamda da dünyada kamuoyunun gündemine getirilmesi gereken bir konu olarak düşünüyoruz bunu.Özellikle soykırım ve sürgün. Biz soykırıma uğramış bir halkız ve bunun otomatik olarak getirdiği bazı şeyler var. Yani soykırıma uğramış ve sürgünde olan halk olmak. Dolayısıyla özelde bu mesele hak temelli mücadele derken öncelediğimiz bir konu. Genel anlamda da yaşadığımız ülkeyle de ilgili bir görüş ortaya konulması gerektiğini düşünüyoruz. Yani yaşadığımız ülkenin sorunlarıyla alakalı da KAFFED’in bir STK olarak söyleyecek bir sözü, bir duruşu olması gerektiğini düşünüyoruz. Buna kadın haklarıyla ilgili örnek verebiliriz, çocuk ya da çevre haklarıyla ilgili de örnek verebiliriz. Tüm bunlarla ilgili çok içe kapanık bir yapıda olduğunu düşünüyoruz KAFFED’in. Bu ülkenin her sorunuyla ilgili özellikle güncel konularla ilgili bir duruşunun olması gerekiyor. Kısaca söylemem gerekirse, özelde kendi toplumumuzun uğradığı tarihsel haksızlıkların telafisi, genelde ise yaşadığımız ülkenin problemleriyle ilgili bir mücadeleyi hedefliyoruz hak temelli mücadele derken.



K.K: Hak temelli mücadele deyince bunun içerisine insan hakları ihlalleri de giriyor haliyle ve yaşadığımız ülkede insan hakları ihlallerine muhatap olanlar genelde Kürtler oluyor. Aynı şekilde nefret suçlarından en çok mağdur olan da Ermeniler. Bu iki konu da devlet nezdinde sakıncalı konular malum. Bu konularda da söz söyleyen bir KAFFED görecek miyiz seçildiğiniz takdirde?


M.A: Genel anlamda halk ayırmaksızın, yani etnik grup ayrımı yapmaksızın sadece Kürtler, Ermeniler değil, Lazlar, Pomaklar, Boşnaklar bu grupların tamamıyla tecrübe paylaşımına dayalı ilişkiler geliştirmeli ve tabi ki onların uğradıkları haksızlıklar konusunda da söz söylemeliyiz. Ben Kayseri Derneği başkanıyken Laz dernekleriyle ortaokullardaki seçmeli dersler konusunda irtibat kurmuştu. Sonuçta dertlerimiz, sorunlarımız benzer. Biz bu ülkede tek başımıza yaşamıyoruz nihayetinde.Şöyle özetleyebiliriz; silahlı mücadele ve teröre bulaşmayan bütün dezavantajlı gruplarla insan hakları temelinde görüşmek ve dayanışmak istiyoruz. KAFFED’ in bu anlamdaki duruşunu yeterli görmüyoruz açıkçası. Sadece Kürtler, Ermeniler değil dediğim gibi Lazlar, Pomaklar vs. bunların neredeyse tamamı kültür ve dil anlamında bizimle benzer sorunları yaşıyorlar. Bu gruplarla tecrübelerimizi paylaşmayı, onlardan da bir şeyler öğrenmeyi ve birlikte hak temelli mücadele vermeyi istiyoruz.


K.K: Aslında bu özellikle Kürtlerle Ermenileri sormamın sebebi insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda en çok Kürtlerin, nefret söylemi söz konusu olduğunda ise Ermenilerin mağdur olmasıydı. Bu iki halkın sorunlarıyla ilgilenenlerin de devlet nezdinde sorunlu olarak kodlanmasıydı. Ama anladığım kadarıyla bu konular gündeme geldiğinde tepki veren bir KAFFED yönetimi göreceğiz seçildiğiniz takdirde.

M.A: Tabii ki. Amacımız bu. Benzer şeyler bizim de başımıza geliyor. Çerkes Ethem olayı var mesela. Ki yanlış yaklaştığımızı düşünüyorum ben o anlamda bu konuya. Ya da atıyorum basit bir TV dizisinde, bir tane replik yüzünden sıkıntı yaşadığımız zamanlar oluyor bizimde. O konularda da ben yaklaşımın farklı olması gerektiğini düşünüyorum. Ama bütün bunları yapabilmek için, insan hakları ihlallerinde ya da genel haklar itibariyle dil, kültür, kimlik anlamında haklarla ilgili benzer sıkıntıları yaşadığımız gruplarla tecrübe alışverişi çok önemli. Kesinlikle bu yönde çalışılması gerektiğini düşünüyoruz.


K.K: Sizin de seçildiğiniz takdirde KAFFED olarak tabanınızı oluşturacak olan Çerkeslerin genelde devletçi refleksler sergilediği malum. Hem açıklamanızda olan “tabanın hassasiyetlerini gözetmek” hem de bu konularda siyaset üretmek zor olmayacak mı? Yani bazı dernek yöneticilerinizin MHP'li olduğunu düşünürsek bu konularda tabanın hassasiyetlerini gözeterek siyaset üretmek zor olsa gerek.


M.A: Haklısın aslında, çok kolay olmayacak bizim açımızdan, bunun da farkındayız. Ama bu konularda geçmiş tecrübelerimiz var. KAFFED Değişim Hareketi’nin içerisinde geçmişte dernek başkanlığı yapmış altı kişi var. Dernek başkanlıklarımız süresince de benzer sıkıntılarla karşılaştık biz esasında. Örneğin anadille ilgili talepte bulunurken "Anadille ilgili niye talepte bulunuyorsunuz? Siz bölücü müsünüz?" diyen kendi insanlarımızla karşılaştık. Derslerin seçilmesi aşamasında bire bir hem çocuklarla hem aileleriyle evlerinde görüşmeler yaptık. İkna etmek bazen zor olabiliyor ama azimli olur ve derdinizi iyi anlatırsanız sonuç alıyorsunuz. Kayseri’de açılan sınıflar bunun güzel bir örneğidir. Derdimizin bölücülük falan olmadığını, bu kültürün, bu dilin kaybolmaması olduğunu ve bunun yollarını anlattığınızda ikna oluyor toplumumuz.Zor, evet ama kesinlikle tersine çevirebileceğimiz bir süreç bu bence. Yavaş yavaş da bunun olmaya başladığını düşünüyorum aslında. 2010’dan sonra başlayan açılım vb. süreçleriyle, Erciyes ve Düzce Üniversitelerinde açılan bölümlerle bu algının değişmeye başladığını görüyorum açıkçası toplumumuzda. Bu sınıflara kayıt yaptıran çocukların ailelerinin öğretmenlere teşekkür ettiğini gördüm. Çocuğun bize karşı davranışları bile olumlu anlamda değişti diyerek. Bütün bunları insanlar gördüğü zaman algıları da değişiyor zaman içinde.


K.K: Burada zaten Çerkeslerin durumuyla ilgili çabalarda sorun pek çıkmaz ama diğer halkların sorunları, özellikle insan haklarının ihlalleriyle gündeme geldiğinde belki sorun yaşayabilirsiniz. Yani ben öyle tahmin ediyorum ama anladığım kadarıyla ikna süreçleriyle bu sorunu aşabileceğinizi düşünüyorsunuz.


M.A: Kesinlikle.


K.K: Proaktif politikalar üretmek gibi bir cümleniz var. Bunu biraz açmanızı istesem? Hangi konularda ne tarz proaktif politikalar üretmeyi planlıyorsunuz?


M.A: Öncelikle mevcut hantal yapısından kurtarılması gerektiğini düşünüyoruz KAFFED’in. Genel itibariyle, “bekleyelim, görelim tavrımızı ona göre belirleyelim” gibi bir yaklaşımı oldu bugüne kadar KAFFED’in. Bunun çok basit örneğini Ruslan Guaşev meselesinde yaşadık yada Martin Kocesoko meselesinde. “Çocuğun alenen cebine eroin yerleştirilmiş, açık ve net bir polis kumpası söz konusu, neyi bekliyorsunuz” diye çok ısrarcı davranmamıza rağmen harekete geçmek için üç hafta beklendi. “Bekleyelim görelim olayın sonucuna göre bir tavır belirleriz.” Böyle bir bakış açısı olamaz bizce. En az zararı nasıl görürüz şeklinde bir yaklaşım sergilendiğini düşünüyoruz. Özellikle anavatanla ilgili kritik konularda.


Bundan ziyade bizim geçmiş tecrübelere dayanarak gelecek adına olabilecek şeylerle ilgili bir plan program yapmamız gerektiğini düşünüyoruz. Kanjal olayları daha önemli bir örnek olur bununla ilgili. Provakatif bir girişim olduğu açıkça belli olan Kanjal olayları çok şükür ki daha kötü olaylar yaşanmadan sonlandı. Bu, bugüne kadar iki defa yaşandı. Üçüncü bir provokasyon girişiminin önüne geçmek için neler yapılabilirizi şimdiden düşünmez ve buna göre bir politik perspektifimiz olmazsa daha kötü olaylarda yaşayabiliriz. Bu konuda Kafkasya’da Dünya Çerkes Birliği’nin dışındaki STK’larla ilişkileri güçlendirerek ilerleyebiliriz diye düşünüyoruz. Martin olayı bunun yine çok güzel bir örneği. Sosyal medyadan yürütülen çalışmaların devamında eski KB Cumhurbaşkanı’nın, Avrupa’nın farklı yerlerinden insanların devreye girerek tepki vermesi sonucunda Martin konusu bugünkü haline geldi. Yoksa kamuoyu oluşturulamamış olsaydı çok da hoş bir sonuç olmayabilirdi. Bu konularda KAFFED’in hızlı hareket edecek, proaktif politikalar üretecek bir yeterliliğe gelmesi gerektiğini düşünüyoruz ve seçilirsek bu konuda çalışacağız.


K.K: Gençlerin yönetsel süreçlere katılımı konusunda bir paradigma değişiminin gerektiğini belirtiyorsunuz açıklamanızda. Bu paradigma değişikliğinden kastınız nedir?


M.A: Bugüne kadar gençlerle ilgili yapılan çalışmalar, çok klasik anlamda söylersek gençlik toplantıları adı altında gençleri toplayıp, onlara bir program hazırlayıp, bu program dahilinde çalışmalar yapılması şeklinde yürütüldü. Bunun yerine biz gençlerin kendilerinin belirleyeceği, özerk ya da yarı özerk bir yapı oluşturarak bu süreci yürütmeyi düşünüyoruz. Yani gençlerin kendi inisiyatiflerinin olacağı bir yapı. Buradaki gençlerden kastımızın sadece KAFFED’e bağlı dernek gençleri olmadığını da söylemem gerek. Özellikle üniversitelerde kurulan Ünikaflar çok önemli yapılar bence. Yada başka inisiyatifler. Bunların tamamının katılabileceği bir yapılanma düşündüğümüz. Bu tarz özerk yada yarı özerk bir yapılanmanın gençlerin süreçlere katılımını hızlandıracağını düşünüyoruz. Kendi yönetim kurullarını seçecekleri, kendi çalışma alanlarını belirleyecekleri bir yapılanma bahsettiğim. Dernekler ve federasyon anlamında çok alışık olunmayan bir yöntem olduğunu da biliyoruz. KAFFED bu anlamda bu yapıya destek verebilir yapacakları şeylerde ön açıcı olabilir. Yada birlikte projeler yürütebiliriz bu genç grupla. Bunu gerçekleştirmeyi deneyeceğiz. Bu konu için çok önemli.


K.K: KAFFED bünyesinde bir ajans kurulması gibi bir çalışmanız olacak sanırım. Bu hangi ihtiyacı karşılayacak nasıl organize olacak bir ajans?


M.A: İhtiyaç zaten belli. Kafkasya’dan gelen haberler konusunda çok zorlanıyoruz. Doğru tercüme oldu mu, olmadı mı? Zamanında geldi mi, kim tercüme etti? Kaynağı nedir? Bütün bunlarla uğraşırken günler geçiyor bazen. KAFFED’in kendi işleyişinde dahi sorunlar bundan dolayı çıkıyor bazen. Mesela bir haber var, biz bu haberi Başkanlar Kurulu’nda cerkesya.net’in, yada Guşıps’ın haberine göre diye tartışıyoruz. Bunu yadırgamıyorum, tabii ki farklı haber kaynaklarından yararlanılabilir ama odaklandığımız bölge hakkında profesyonel çalışacak ve sürekli bilgi akışı sağlayacak bir haber alma imkânımızın da olması gerekiyor. Hantallığı eleştiriyoruz ya hani, KAFFED’in hantal kalmasının sebeplerinden bir tanesi de aslında sağlıklı ve hızlı haber alamamasıdır. İletişim alanında çok zayıf olmasıdır. Haber ajansı kurmanın maddi birçok zorluğu var, bunun farkındayız. Ama bir şekilde aşmamız gereken sorunlar bunlar. İlla KAFFED bünyesinde de olmayabilir bu ajans ama KAFFED’in ve kamuoyunun sağlıklı bilgiye ulaşabileceği bir haber portalına acilen ihtiyacımız var.


K.K:Anadil ile ilgili bir projenizi gördüm sosyal medyada. Nasıl bir farkındalık ve ilgi oluşturmayı düşünüyorsunuz bu konuda?


M.A: Her şeyden önce anadil konusunda uzman kişilerden oluşan bir komisyon kurmak istiyoruz. Bu, kuracağımız komisyonlardan sadece bir tanesi. Yani 14+14 toplam 28 kişiden oluşacak bir yönetim anlayışımız olmayacak bizim. 10-12 adet komisyon planımız var şimdilik ki bunlardan en çok önemsediğimiz, Anadil Komisyonu. Alanında uzman üç tane çok değerli hocamız var. Bir tanesi Yasemin Oral, İstanbul Üniversitesinde Dil Bilimci, alanında gayet yetkin biri. Diğeri Neslihan Salı, kendisi öğretmen. Kayseri Kafkas Derneği’nde 4-5 yıldır Psıne Çocuk Kulübü adı altında kendisinin geliştirdiği bir projeyi yürütüyor. Diğer arkadaşımız Didem Yılmaz, Erciyes Üniversitesi’nde Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümü ile uğraşan hocamız kendisi. Bu arkadaşlarımız çalıştılar ve güzel bir çalışma ortaya koydular. Bir kere derneklerde verilen alışılagelmiş kursların farklılaştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kurslarda genelde öğretime Kiril alfabesi ile başlanır ve alfabe öğrenene kadar genellikle öğrenci sayısı 2-3 kişiye kadar düşer. Bu anlamda dil kurslarının fayda sağladığını söyleyemeyiz. Okuma yazmanın dışında bir sistem üzerine yoğunlaştığımız. Daha çok konuşma üzerine dayalı bir çalışma yapıyor hocalarımız. Bunlarla ilgili Avrupa’dan ve çeşitli ülkelerden kaybolmaya yüz tutan dillerin yeniden canlandırılması ile ilgili projeler üzerine ciddi şekilde çalışıyorlar. Diğer yandan çocuk kulüplerinin tüm derneklerde benzer bir müfredat ve yapı ile yaygınlaştırılmasını düşünüyoruz. Bu da tamamen çocukların kelime haznelerini geliştirmesi ve konuşabilmeleri ile ilgili. Bu çalışmanın sadece dile dair değil, oluşturulacak müfredatın anavatana, tarihe ve soykırıma ilişkin bölümleriyle kimlik bilincine dair de kazanımlarının olacağını düşünüyoruz. Bu ikisinin yanında iki üniversitede olan dil bölümlerinin anavatan ile ilişkilerinin artırılmasını planlıyoruz. Düzce Üniversitesi’ndeki bölüm bu anlamda daha eski olması nedeniyle Adigey Cumhuriyeti ile iyi ilişkiler içerisinde. Ancak Erciyes Üniversitesi’nde henüz o ilişkiler kurulabilmiş değil. Erasmus ve Mevlana gibi programlar dışında bu bölümlerdeki öğrencilerimizi mesela burslu olarak bir yıllığına anavatana gönderebiliriz. Bu yönde de çalışmalarımız var.


KK: Türkiye’de “siyasi partilerin genel merkezleriyle sürekli iletişim halinde olunması” da açıkladığınız metinde mevcut. Daha önce KAFFED seçim dönemlerinde genelde Çerkes adaylar için lobi yapardı. Sizin siyasi partiler ile olan ilişkilerinizde de öncelik listelere Çerkes birilerini sokmak yönünde mi ilerleyecek?


M.A: Siyasi partiler ile ilişkilerimiz tamamen Çerkeslerin talepleri noktasında olacak. Yani bölgesel ya da genel anlamda bir kişiyi aday olarak seçip de ona sonsuz ve koşulsuz destek gibi bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Çerkes toplumunun talepleri doğrultusunda siyasi partilerle bir ilişki geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu aslında çok da KAFFED ile ilgili değil, genel anlamda Türkiye’de siyaset algısı bu maalesef.Bu tarz bir çalışmayı daha önce Kayseri’de de yaptık, o dönemin koşullarında bunun şahsen gerekli olduğunu düşünüyordum, hala da aynı görüşteyim. Şeffaf ve ilkeli yaklaşım çok önemli bu noktada, bizim başta söylediğimizde oydu. Siyasi partiler ile ilgili ilişkiler noktasında görüşmeler şeffaf olmalı ve kelimesi kelimesine paylaşılmalı. Devamı da, “onu verirseniz bunu alırsınız” gibi pazarlık usulü ile olmamalı. Biz bu ülkede 155 yıldır yaşayan ve asimilasyona uğramış, asimile edilmiş bir halkız. Dilimiz, kültürümüz yok olmak üzere, bu zeminde taleplerimizin siyaseten takibinin yapılması gerekiyor özetle.


K.K:Daha önce Kayseri ve Ankara’da seçim dönemlerinde - Nergiz Atçı, Hasan Seymen ve Yaşar Aslankaya’nın adaylık süreçleri - siyasi partilere özellikle iktidar partisine KAFFED’in ve Kayseri Derneği’nin angaje olduğu eleştirileri yapıldı. Sizin siyaset ile ilişkilerinizde çizeceğiniz yol ne şekilde olacak?


M.A: Kayseri’de Hülya Hanım’ın milletvekili seçildiği dönemde de aslında öne çıkardığımız şey taleplerdi. Şu kişi milletvekili adayımızdır, onu şu sıradan aday olarak göstermelisiniz gibi bir yaklaşım içerisinde olmadık. Çok ilginçtir, bizim o dönemde Çerkeslerin problemlerine çözüm temelli taleplerimizi ilettiğimiz siyasilerin eksiksiz olarak tamamı çok şaşırdı. Çerkeslerin bahsettiğimiz problemleri olduklarını bilmediklerini ve mutlu mesut yaşayan, keyifleri yerinde bir halk olarak bildiklerini söylediler. Bizde onlara taleplerimizi ilettikten sonra problemlerimizi anlamadıklarını, gerekli hassasiyeti gösterme noktasında eksik kaldıklarını bildirdik. Gelinen son noktada bizden birilerinin milletvekili olarak taleplerimizi dile getirmesinin daha etkili olacağını, sorunlarımız karşısında daha hassas davranacağını düşündük ve sadece iktidar partisi ile değil, tüm siyasi partiler ile görüştük. Bu zamana kadar onlardan kayda değer bir adım görmediğimizden, seçimden seçime hatırlandığımızı gözlemlediğimizden bizden birilerinin taleplerimizi meclise taşımasının ulaşılabilirlik açısından da önemli olduğunu değerlendirdik.


K.K: “Siyasi partilerin tamamına aynı mesafede olmak” diye bir klişe vardır dernek çevrelerinde. Ama iki parti var ki bu partiler ideolojik olarak Çerkeslerin varlığını yok sayıyor. Yani Ya Türküz ya da yokuz onların gözünde. İYİP ve MHP’den bahsediyorum. Bu partilerle de - yani bizi ontolojik olarak reddeden partilerle - de ilişki içerisinde olacak mı yönetiminiz?


M.A: Cevap zaten sorunun içerisinde var. Bizi, kimliğimizle reddediyorlarsa görüşmeyi reddediyorlar demektir. Görüşmek için ısrarcı olamayız.


K.K: KAFFED’in dışındaki diaspora kurumlarıyla ilişkileri sürekli gergin olmuştu önceki dönemde. Sizin yönetime geldiğiniz takdirde diğer formel diaspora örgütleriyle - Çerkesfed, Abhaz Fed, ÇDP vs.- ilişkilerinizi ne belirleyecek?


M.A: Hiç kimseyle bir hesabımız yok. Temsiliyet noktasında da, farklı konularda da kimse ile kavga etmeye niyetimiz yok. Enerjimizi tüketen kavgalar yerine toplum faydasına olan noktalarda ortak paydalarda, asgari müşterekte de olsa bir araya gelebiliriz, projeler yapabiliriz diye düşünüyorum. Şu anki durum içinde tek sorumlunun KAFFED olduğunu düşünmüyorum. Diğer yapılarda da ciddi sıkıntılarla karşılaştığımızı söyleyebilirim. Bu noktada yine ilişkilerin şeffaf ve yazılı hale getirilmesinin önem arz ettiğini düşünüyoruz. Tabi bu noktada niyet farklı ise-ki geçmişte bunun örneklerini gördük-onu da toplumla paylaşmaktan geri durmayız.


K.K: Diasporanın politik olarak en çok tartıştığı konulardan birisi de 21 Mayıs organizasyonları. Sizin yönetim olarak bu konudaki tutumunuz nedir. Kısaca sormam gerekirse protesto mu anma mı yapılmalı sizce 21 Mayıslarda. Birde tabi Çerkes Soykırımı’nı gündem etmek için başka ne tarz çalışmalarınız olacak?


M.A: Geçmiş dönemde yapılan temel yanlışlardan birisi de buydu aslında. 21 Mayıs anmamı olmalı, mitingmi olmalı, protesto mu olmalı? Sanki bunlar birbirinin alternatifi olan şeylermiş gibi. Biz 21 Mayıs’ın hak arama günü olduğunu düşünüyoruz. Anma elbette yapılabilir, bu duygusallığı yaşamak isteyen insanlarımızın olması da bir zenginlik. Ancak biz 21 Mayıs’ın bir soykırım olduğunu düşünüyorsak, kendi içimizde yaşayarak bir yere varamayız.Mutlaka kamusal alana, uluslararası alana taşımalıyız. DÇB’nin ilk kuruluş yıllarında 1991’de UNPO üyeliği vardı hatırlarsınız. Sonradan sembolik bir rakam olan katılım bedelini ödemediği için çıkarılmıştı UNPO’dan, çok da umurlarında değildi zaten o dönemki DÇB yönetiminin UNPO ve yaptığı çalışmalar. Bu noktada UNPO nezdinde yeniden adımlar atmayı düşünüyoruz. Yine AB’nin ve BM’nin konuyla ilgili birimleri ile iletişime geçmeyi planlıyoruz. Başka bir nokta, 21 Mayıslarda düzenlenebilecek konferanslar. Sadece alışılageldik simalarla değil, gerek Rusya’dan gerek Avrupa’dan soykırım üzerine çalışmaları olan akademisyenler davet edilebilir bu etkinliklere. Özetle 21 Mayıs’ın sürgüne gönderilen soykırıma uğratılan Çerkes toplumunun hak arama günü olması gerektiğini düşünüyoruz ve bu yönde etkili çalışmalar yürüteceğiz.


K.K: Yavaş yavaş Kafkasya’ya gelelim isterseniz. KAFFED ve Kafkasya deyince haliyle ilk akla DÇB konusu geliyor. Geçtiğimiz aylarda “DÇB ile olmaz” diye bir sosyal medya kampanyası başlatılmıştı. Ve şu an sizin listenizde olan birçok kişi de o kampanyaya destek verdi. Şimdi KAFFED yönetimine adaysınız. DÇB ile olmaz diye kampanya yapan kişiler olarak yönetime geldiğiniz takdirde DÇB ile nasıl olacak peki?


M.A:DÇB ile ilgili bugüne kadar çok şey söylendi, bizde söyledik. “DÇB ile olmaz” diyenlerden bir tanesi de bendim. KAFFED’in iki ya da üç genel kurulunda bizzat konuşmalar yaptım ve koşulsuz şartsız DÇB’den ayrılmak gerektiğini açık bir şekilde belirttim, halende öyle düşünüyorum.2000 yılından sonra DÇB’nin kuruluş ilkelerinden tamamen uzaklaştığını görüyoruz. Bırakın Çerkeslerin faydasına çalışmayı direkt aleyhinde çalışıyor. Mesela DÇB Başkanı’na Suriyeli Çerkeslerin anavatanlarına dönmesiyle ilgili bir soru sorulduğunda, onların Suriye’de savaşması gerektiğini söyleyebiliyor. Kiminle savaşacak bu insanlar, senin görevin bu mu?Ya da başka bir örnek,etnisiteyle mücadele etmek için Rusya devletinden fon talebinde bulunması DÇB’nin. Örnekler o kadar çok ki. Baktık söylediklerimiz dikkate alınmıyor, DÇB’nin hiçbir şey yapmamasına, öylece durmasına razı olacak noktaya geldik. Yani hiçbir şey yapmayan DÇB, Çerkeslerin zararına çalışan DÇB’den iyidir. Bugüne kadar kurumun içerisinde DÇB’yi savunanlar DÇB’nin içerisinde kalarak değiştirilebileceğini söylediler. Hayır değiştiremiyorsunuz. 19 yıl geçmiş, bırakın değiştirmeyi sürekli daha kötü oluyor. Tüm bunlar ışığında Yıldız Hanım’ın da başkan seçildiği olağanüstü genel kurulda DÇB ile ilgili bir eğilim yoklaması yapıldı. Tüzük gereği yapılmaması gereken bir oylamaydı, delegasyonun çoğu zaten toplantı bitti diye çıkmıştı. Ama sonuçta bir eğilim yoklaması yapıldı. Yoklama sonucunda DÇB’den çıkılmaması yönünde bir karar çıktı. Biz bu karara saygılıyız. Sürekli DÇB’yi gündemde tutarak enerji kaybına da yol açmak istemiyoruz. Diğer taraftan kendi toplumunun aleyhinde faaliyet gösteren bir kuruşla da devam etme şansımız yok. DÇB aynı şekliyle devam edecekse geçmişte ne söylediysek aynılarını düşünüyoruz. İlişkilerin askıya alınması zamanında da oldukça yoğun çaba sarf etmiştik, aslında Başkanlar Kurulu kararı ile alınan bu kararaKAFFED sadık kalsaydı bugün çok farklı bir noktada olabilirdik. Bildiğiniz gibi KAFFED DÇB delegeleri ilişkiler askıdayken DÇB kongresine katıldılar. Bunun yönetim kurulunun bilgisi dâhilinde olup olmadığını hala bilmiyoruz ve DÇB bu sayede hala bildiğini okumaya devam ediyor.2021 yılında DÇB’nin kongresi olacak, biz de bu sürece kadar yetkilerimiz sınırları içerisinde takipte olacağız. Tabii nihayetinde devam ya da tamam kararı genel kurula aittir. Ama şunu da söyleyeyim Başkanlar Kurulu ve Yönetim Kurulu olarak yapabileceğimiz girişimleri de sonuna kadar yapacağız tabii ki bu konuda.


K.K: Dönüşçü değiller, Kafkasya ile ilişkileri koparacaklar, kavgacılar, diyaloga kapalılar vs. gibi klişeleşmiş eleştirilere cevap vermek ister misin?


M.A:“Vatan inkarcı” ve “nihilist”i de ekleyebiliriz bunlara. Bu ikisi bu süreçte türediler çünkü. Sadece komik buluyoruz bu yaftalamaları. Hakikaten cevap vermeyi bile doğru bulmuyorum.


K.K: Kafkasya’da ve Rusya’da birçok insan hakları örgütü var. Bu örgütler tüm zorluklarına rağmen Rusya gibi bir ülkede faaliyet gösteriyorlar. Şimdiye kadar KAFFED’in Kafkasya ilişkileri DÇB üzerinden genelde yerel iktidar odaklarıyla kuruldu. Sizin “sivil toplum perspektifi olan bir KAFFED” söyleminizden yola çıkarak sormak isterim. Bu tarz, Rusya’nın pek de hoşlanmadığı STK’larda ilişkileriniz olacak mı? Sonuçta bu STK’lar Kafkasya’daki tüm insan hakları ihlallerinde aktif politika üretiyorlar. Bunu Martin ve Ruslan hadiselerinde çok yakından gördük?


M.A:Kesinlikle bu kurumlarla ilişki geliştirmeyi istiyoruz. Bildirgemizde zaten yazdığımız şeylerin başında o geliyor. Bize sürekli sorulan DÇB ile ayrılırsanız, Kafkasya ile ilişkileri nasıl yürüteceksiniz, ilişkiler koparsa ne olacak gibi bir sorular var. Bununla ilgili örnekleri de veriyoruz. Bugün DÇB’nin en etkin olduğu bölge Kabardey Bölgesi ve Nalçik. Görünen o ki KAFFED Kafkasya’da en sağlıklı ilişkileri Adigey Cumhuriyeti ile kurabildi bugüne kadar. Adigey Cumhuriyeti ile olan ilişkilerini KAFFED DÇB üzerinden kurmadı. Dolayısıyla bizim anavatan ile olan ilişkilerimizi mevcut yapısıyla bu örgüt üzerinden kurmamız sağlıklı değil. Anavatandaki ilişkilerimizi çeşitlendirmemiz gerekiyor. KAFFED’in anavatan ile ilişkilerinin tamamı yada anavatanın Türkiye yada tüm diaspora ile olan ilişkileri KAFFED üzerinden kurulamaz. KAFFED’e bağlı derneklerinde doğrudan ilişki kurabilmesi lazım. Geçmişte buna dair olumsuz bir örnek yaşadık biliyorsunuz. Biletleri satılan Kabardinka Kayseri’ye gelmedi, son gün iptal edildi. Kayseri Derneği’nin duruşuna istinaden iptal edildi. Alenen sopa gösteriliyor ve biz buna boyun eğmek zorunda değiliz. Rusya genelinde de Kafkasya’da da pek çok sivil toplum kuruluşu var. Bunlarla kurulacak olan ilişkiler bizim önceliklerimiz arasında olacak.


K.K: Bütün bu anlattıklarınız aynı zamanda ciddi bütçeler gerektiren konular. Size özellikle özel sohbetlerde en çok yapılan eleştiri parayı nasıl bulacağınız yönünde. Gerçekten bu projelerin finansmanı için neler planlıyorsunuz?


M.A:Elimizde sihirli değnek yok, bunun farkındayız. Başlangıçta bu hareket kendi kendinin finansörü olacak. Arkamızda büyük iş adamları vs. gibi bir desteğimiz yok. Sadece yönetim kuruluna girenler değil, çok fazla sayıda insan var bizimle çalışmak isteyen. Onların da içerisinde olduğu bir havuz oluşturmayı düşünüyoruz ilk planda. Ancak devamında bunun çok sağlıklı bir yol olmadığını biliyoruz. Proje arayışı içerisine gireceğiz. Bu işin uzmanı -konuya dair kitapları daolan- İsmail Güneş Hoca hareketimiz içerisinde. Onun da katılacağı bir komisyon yardımıyla finansman sorununa çözüm arayacağız. KAFFED’in bu konuda son derece bakir bir STK olduğunu kendisi de söylüyor İsmail Bey.Gerekli çalışmaları yaptığımız takdirde kalıcı bir çözüm bulabileceğimize inanıyoruz.


K.K: KAFFED seçimleri öncesi sürekli gündem olan bir başka konu da isim değişikliği konusu. Sizin bu konuda bir yol haritanız yada ortaklaştığınız bir görüşünüz var mı?


M.A:Bu konuda KDH içerisinde farklı görüşler var, tek bir görüş yok açıkçası. Konuştuğumuz, tartıştığımız konulardan birisi bu. Ama şunun farkındayız, aday olduğumuz örgüt Kafkas Dernekleri Federasyonu. Gündem önceliklerimiz arasında yok kısaca bu konu. İsim değişikliği ya da tüzükte buna dair bir çalışmayla ilgili bir planımız, ön hazırlığımız yok.


K.K: Son olarak şunu merak ediyorum. Şimdiye kadar seçimi kazandığınız takdirde yapacaklarınızdan bahsettik. Kazanamadığınız takdirde bu genç ve dinamik kadro ne yapacak. Sonuçta ürettiğiniz birçok da proje var. Nasıl devam edecek yoluna bu yapı? Bu konuda bir öngörünüz var mı?


M.A: Bizler örgütün, KAFFED’in içerisinde yetişmiş insanlarız.KAFFED’in dışında bir oluşum ya daKAFFED’in dışına çıkmak gibi bir şeyi kendi aramıza konuşmadık. Biz seçilemesek de yanlış gördüklerimizi söylemeye, örgütün içerisinde devam edeceğiz. Biz de yanlış yapabiliriz seçildiğimiz takdirde. Bu durumda memnuniyetle eleştiriler de almak isteriz. Eleştirel akla olan inancımızı bildirgemizde de ifade etmiştik.Maalesef eleştiri sınırlarını aşan yukarıda da belirttiğim bazı söylemler olabiliyor. Bunları bile eleştirel sınırlar içerisinde kabul etmek gerekiyor, ben öyle düşünüyorum, bunlara da alışılması gerekiyor. Mesela bunu siz de yaşadınız dergi olarak, “gongo” ifadesi üzerinden birtakım söylemlere maruz kaldınız. Ankara Çerkes Derneği’ndeki etkinliğinize engel olduklarını biliyorum. Bunlar KAFFED’e veya herhangi bir derneğe yakışan tavırlar değil.

599 görüntüleme

© 2018 by Mızage Dergi

  • Mızağe Dergi
  • Mızağe Dergi
  • Mızağe Dergi